Eylülde Gel…
Paylaş:

Eylülde Gel

“İşte böyle, doğa sonbahara yönelince benim de içimde ve çevremde her şey solmaya başlıyor. Ağaçların yaprakları dökülünce benim de kolum, kanadım kırılıyor.”

(GOETHE)

 

Sevgili Dost,

Her sonbahar gelişinde baştan ayağa hüzün akar yüreğimden. Ağaçtan düşen her yaprak bir balyoz gibi iner tepeme. Esen her rüzgâr içimdekileri de alır götürür. Mevsimin sarı ışıltıları eşliğinde dalar giderim sonsuza. Son Baharı yaşar gibi bohçamı toplar, inime çekilerek elveda derim toprağa. Son bir finali yaşar gibi kavrulurum güneşte. Mevsim mevsim geçmişe uzanır, tutarım tek tek çetelesini yaşananların. Sonbahar yüreğimde bir som bahar olarak yer eder böylece.

Dilimde Alpay’ın “Eylülde Gel” şarkısı… Okullar Eylül’de açılır. Dostluklar Eylül’de başlar. Bağbozumu Eylül’de olur. Güneş en haşin ışıklarını Eylül’de gönderir. Aşkların en büyüğü Eylül’de yaşanır.

Eylül bir hazine gibi yerleşirken heybeme, boğazımda kocaman bir yumruk belirir. Çünkü dünyayı kurtarma projesi de Eylül’de düştü yüreğime. Eylül’de kurtardım işgalden bütün yeryüzünü. Aynı zamanda bütün yüreğim Eylül’de tarumar oldu. Ve Eylül’de yaşadım aşkların en azizini.

Eylülde gel… Çünkü Eylül’ün benim gibi seni de derinden çarptığını biliyorum. Bir Eylül ayında üniversite kapılarını aşındırırken en büyük hülyalarımızı da tek tek sofraya koymuştuk. Büyük büyük kapılardan geçmiş, kocaman harflerle duvarlara yazmıştık; “Tek Yol İslam” diye. Başka yol yok. Çünkü “Kanımız Aksa da Zafer İslamın” diye ahitleşmiştik. Çünkü uğrunda ölümün göze alınmadığı ülkünün bertaraf olacağını iliklerimize kadar kanıksamıştık. Bu nedenledir ki; tekbir nidalarıyla kafa, kol, bacak uçuştu semada. Beyazıt’ta az mı kuşları dize getirdik. Taksim’de az mı konsolosluklara siyah çelenk bıraktık. En iyisi sen Eylül’de gel…

Duvardibi’nde ilk oturuşum Eylül’de oldu. Duvardibi’nde saatlerce hararetli atışmaları unutmak ne mümkün. Bazen de saatlerce suskun vaziyette rabıtaya dalar gibi donakaldığımı hatırlarım.

Duvardibi; aşkların son düzlüğü… Aynı zamanda başlangıç noktası da… Duvardibi, o günden bu güne kurtarılmış tek mevzi olarak kaldı avuçlarımızda. O gün bu gündür Oblomov gibi çakıldım kaldım orada.

Eylül’de gel sevgili dost. Çünkü Eylül, ince uzun bir tünelin başlangıcı gibidir. Yola koyulan seyyahın ilk ve son durağı yani. Hem kendinden bir nüsha, hem de türünden bir belgenin tarihe not düştüğü yer yani. O ince uzun hayat tünelinin sonbaharlaşarak kekre bir tat bıraktığı Eylül ayında gel. Kol kola, omuz omuza bilenelim geleceğe. Birlikte kayıt yaparken fakülteye şöyle bir göz gezdirelim yeni kayıt yapanlara. Kimin gözleri geleceğe daha iyi bakar, kim daha iyi koşabilir geleceğe? Bir çay ısmarlayalım usulce yanımıza sokulan aydınlık umutlara. Yine hararetle konuşalım gelecek haritasını. Bir sigara yakalım hatıralarımızın anısına. Tekbir sesleri yükseldiğinde dersten kaçalım. Yemekhaneyi boykot edelim hep birlikte. Bildiri dağıtalım, afiş asalım. Ah üstadım, yine Eylül’de gel.

Serin rüzgârlarla gel. Pastırma sıcaklarıyla aşıma katık ol da gel. Ilık meltemlerle çarpıl yüreğime. Gömleğini pantolonun üzerine bırakarak çalım at da gel. Düz yaka gömlek giy… Üç tel sakal bırak… Misvakın gömleğinin cebinde gözüksün. Doksan dokuzluk İran tespihi elinde olsun.

Bıçkın bir delikanlı ol da gel. Yüzündeki nurunla gel. Ayağındaki çarığın, başındaki tacınla gel. Ne olursan ol gelme(!). Öyle gel. İçindeki benliği gün yüzüne çıkararak gel. Senin Eylül’deki masum halini özledim.

Eylül ayı geldi, ama sen yoksun. Hayal ve ideallerim çarpışıyor senin yokluğunda. Havada uçuşuyor en keskin kelimelerim. Senin yokluğunla kıvranıyorum. Mevziler bomboş… Düşman topla, süngüyle hücumda… Yine yalnız kaldım Çanakkale’nin yağmur gibi yağan mermileri altında. Siper ettim göğsümü tanklara, toplara, füzelere.

Tek atımlık bir kurşun var heybemde. Seni düşünüyorum. Cesaretini, çevikliğini, inancını, teveccühünü ve teheccüdünü alıyorum avuçlarıma. Anladım ki; o tek atımlık kurşunu kendime ayırdım. Yine sonbahar geldi ve sen yoksun. Senin yokluğun ve heybemdeki tek kurşun…

Gelince, Eylülde gel. Gecenin kuytu karanlığında ansızın gel. Kuşluk vaktinde içime dol. Güneşim, ışığım, aşığım, katığım ol. Karanlıkları del de gel.

Okul açılırken gel. Kapıları birlikte aşındırıp, pencereleri birlikte açalım. Sapı kırık tencerede menemen yap da gel. Pilav yapıp cacık ol da gel. Hep birlikte üşüşelim tek tabaklık sofraya. Kırk kişi oluncaya kadar gizlenelim Erkam’ın evinde. Bir Ömer arayalım kırkıncı hamle için. Kırklanıp meydanlarda haykıralım. En gür seda bizim olsun hep. Bilelim ki; güneş balçıkla sıvanmaz.

Eylülde gel kartal yuvamıza. Edirnekapı’ya gel, Fatih’e, Beşiktaş’a, Levent’e, Çapa’ya gel… Halıfleks döşeli öğrenci yuvamıza gel. Mutfağa girip çay demle. Yıkanmamış bardakları doldur neskafe ile. Tabağa üç tane şeftali koy, beş kişi üşüşelim başına. Sonra sigara iç, çay iç. Sabah ezanına kadar konuş benimle.

Bir Eylül sabahı gel. Okula geç gidelim. İlk dersi kaçırıp kantine inelim. Ders notu alıp fotokopi sırasına girelim. Kütüphaneye ders çalışma niyetiyle gidip kitap okuyalım. Vizelerde barajı aşmayıp finalde okulu uzatalım. Gene Eylül’de gel, okula gidelim.

Sonbaharda gel. Aylardan eylül, günlerden Cuma olsun. Sabah erkenden fırlayalım yataktan. Tilavet edip secdeye varalım. Abdestle kuşanıp kuşlar diyarı Beyazıt’a doğru yol alalım. Üniversite kapısında durup akan kalabalığı seyredelim. “Ey insanlar bu gidiş nereye?” diye haykıralım. Sela verilince cumaya koşalım. İki rekât farz kılınınca tekbirler eşliğinde orta kapıdan kalabalığa karışalım. Bol bol tekbir getirip, lanetler yağdıralım büyük şeytana. Bayrak açıp, gıyabi cenaze namazı kılalım. Kol kola girip etten bir duvar oluşturalım çelik zırhlı polislere karşı. Coplar sırtımızda havalansın. Safları bozmadan hep birlikte tekbir getirerek Edebiyat Fakültesine doğru akalım. Sonra gruplar halinde sokak aralarında kaybolalım.

İçimiz rahat, deşarj olmuş vaziyette akşamleyin öğrenci inine çekildiğimizde, aramızdan bir kişinin Vatan’da olduğunu fark edelim. Anlatalım o gün olanları birbirimize hararetle.

Sabahın erken saatlerinde gazete bayilerine koşalım. Gazetelerin ilk sayfalarında kendimizi seyredelim. Şeriat geliyor manşetlerinde eriyip kaybolalım gün boyu. Göğsümüz kabarık vaziyette caka satalım Fatih sokaklarında.

Eylülde gel, günlerden Cuma, vakitlerden öğle olsun. Tekbir getirerek düş yüreğime.

Eylülde gel kitap okuyalım. Altını çize çize Ali Şeriati, Seyyid Kutub, Mevdudi, Hasan El Benna, Said Havva, Mutahhari… okuyalım. Yoldaki İşaretlere dikkat çekip, İslam’ın Elifbası’nı yeniden öğrenelim. Dört Terim’i hep birlikte mütalaa edelim. Mekke Resullerin Yolu’nda ilerleyip, Şeytan ve Dostları’na lanet okuyalım. Ali Şeriati gibi Hacc yapıp, Safa ile Merve arasında say yapalım. İslam Ekonomi Doktrinleri oluşturup Mahir İz ile Yıların İzi diyelim. Meral Maruf’un Dullar Kampı’na uğrayıp Afganistan’da Cihadı Kuşanalım. Gençlerle Başbaşa verip Ali Fuat Başgil’i dinleyelim. Yaratılış serüvenimizi Bakara suresinden okuyalım. Asr suresi okuyup sohbeti kapatalım. Ketum davranıp yeniden şuurlanalım. Tevhid ve Şirk’i mutlaka Salih Gürdal’dan okuyalım. İhsan Süreyya Sırma ile Mekke ve Medine Dönemi’ne uzanalım yeniden.

Eylülde gel kitap okur gibi bütün gazete ve dergileri okuyalım. Sınav geceleri mutlaka kitap okuyalım. Yağmur yağsın, ıslansın koltuklarımızdaki kitaplar. En çok da içinde tağut kelimesi geçen kitapları okuyalım. Hadi Eylülde gel, kitap okuyalım.

İşte böyle. Mevsimlerden sonbahar, aylardan Eylül, günlerden Cuma günü gel. Okula gidelim, kitap okuyalım, eylem yapalım ve aşklanalım.

Sen yine Eylülde gel…

Unutma ama selam ile gel!…

Selam olsun!…

KAYNAK:

KAYIP KUŞAĞA MEKTUP, Yusuf Tosun, ÇIRA YAY.

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.