Suyu Arayan Adam
Paylaş:

Suyu Arayan Adam

Suyu aramakla geçen ömürler vardır. Pes etmeden, yılmadan yani bıkmadan, usanmadan su arayan adamlar… Sakası sırtında su yoluna koyulanlar yani…

Son anına kadar arayanlar bulanlardır hiç şüphesiz. Pes edenler ise daha başlamadan kaybedenlerdir. Çünkü karanlığın en kuytu vakti, aydınlığa en yakın olandır aynı zamanda. Aslolan ise; işlerde istikrardır, amelde sürekliliktir, sonuna kadar sebat ve de takibattır. Tıpkı Hintli bilgenin   hikmetli sözlerinde olduğu gibi yeise kapılmadan ‘daha derinlere, daha derinlere’ inebilmektir:

‘Bir adam vardı suyu arıyordu. Toprağı üç kulaç kazdı. Suyu bulamadı.

On kulaç, on beş kulaç kazdı. Gene suyu bulamadı.

Sonra yerin derinliklerinde kara kaya tabaklarına rastladı. Yeise düştü, gücü sona erdi ve suyu bulmaktan ümidini kesti.

Fakat bir ses ona:

-Daha derinlere in, daha derinlere!

dedi.

Daha derinlere indi ve suyu buldu.’(1)

Evet, su misali akıp giden yaşamlar vardır. Kaderin vatan mücadelesi uğruna coğrafyadan coğrafyaya savurduğu ne öyküler vardır. Öyle ki bu yaşamöyküleri başlı başına bir tarihtir. Bu tecrübelerin hafızalarda iyice yer etmesi gerekir. Yoksa tekerrür kaçınılmaz olur.

İşte bu tarihlerden biri de Şevket Süreyya Aydemir’in kendi yaşam öyküsünden yola çıkarak kaleme aldığı Suyu Arayan Adam’dır. Bir bakıma pes etmeden ‘daha derinlere, daha derinlere’ inerek suyu bul-ama-ma macerası yani…

Suyu arama macerası inişli çıkışlıdır adamın lakin ibretlerle doludur.

Evet, ateşle başlayan serüveni su ile kemale erer. Şevket Süreyya daha derinlere inerek gerçekten suyu buldu mu, bulmadı mı? Çölde serap mı gördü yoksa suyun gözesine ulaşıp kana kana içti mi?

Bilemiyoruz…

Peki nedir bizi alakadar eden?

Derinlere inen yaşam öyküsünün tarihe tanıklığıdır bizi su yoluna koyan. Koca bir imparatorluğun çöküşüne ve yeni bir devletin doğuşuna şahitlik eden bu yaşamöyküsü bizim için önemli çünkü. Bir ömür suyu yani kendini aramakla geçen öykü aslında bir imparatorluğun yıkılışı ve yeni bir devletin kuruluş hikâyesidir. Evet, bizi asıl ilgilendiren burasıdır. Çünkü bizim kaderimiz buna bağlı olmuştur ve nitekim o kader hali hala devam ediyor. Unutmamak gerekir ki; kendimizi bulmanın yolu bu ve benzeri yaşamöykülerini doğru okumada saklıdır.

Öyle ki emekliliğe ayrıldığını sanıp kenara çekildiğinde bile dinmiyor içindeki yangın. Suyu arama serüveni bir başka boyutta devam ediyor aslında. Çünkü şahıslarda olduğu gibi devletlerde de emekliliğe ayrılmak yoktur.

Biz gene de kulak verelim Şevket Süreyya’ya;

‘Şimdi artık bir emekliyim.

(…)

Hikâyeme bir isim bulmak lazım. Buldum: Suyu Arayan Adam…

Hikâyem bir yangınla başlamıştı. Ama şimdi serin bir suyun başındayım. Ağaçların gölgelediği, çiçeklerin açtığı, kuşların ötüştüğü bir su başında. Hatta şimdi bana öyle geliyor ki; bütün ömrüm boyunca aradığım su, belki de buydu.

Bu su bazen masum bir hayal, bazen bir gençlik rüyası, bazen ideal, bazen aşk şeklinde beni arkasından koşturdu. Bazen onu kaybettim. Bazen buldum sandım. Ama onu her zaman aradım.’(4)

Bulduğu kaynak gürül gürül akan Anadolu’dur. Asırlarca üç kıtada cihana hükmeden Devlet-i Ali kendini küçülterek Anadolu coğrafyasına sığınmıştır. Çünkü Anadolu çekirdektir. Şimdi bulduğu kaynak suyla o çekirdeği besleyip büyütmesi gerekir. O nedenle Anadolu’da emeklilik yoktur, süreklilik vardır.

Bugün o çekirdek genç bir fidedir. Sulayıp büyütmek, meyveye hazırlamak bize bırakılmıştır. Bize bırakılmıştır da kim, kimler bunun farkındadır? İçinde ilahi Kelimetullahı barındıran bu nefha kaçımıza hayat kaynağı olmaktadır? Suyu aramakla geçen ömürler neticesinde elde edilen kaynak bugün ne hallerdedir?

Soruların devamını getirmek mümkündür lakin şimdi esaslıca düşünme vaktidir.

Ne diyor Epiktetos;

‘Allah’ın bize verdiği en büyük nimet, malik olduğumuz halde, malik olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri bir gün kendimizde bulmak kudretidir.’

El-hak, öyle!…

Madem öyle, huzurun da bir bedeli olmalı değil mi? Peki Suyu Arayan Adam ne diyor:

‘Evet, onu ödemek lazım… Benim ödediğim paha, hayatımın hepsidir. Ama bundan üzgün değilim. Ödediğim bedel ulaştığım kaynak için çok değildir. Çünkü bu kaynağın başında ben yıllar yılı kaybettiğim en değerli şeyi yani kendimi buldum.’(2)

Evet, Suyu arayan adam kazıdıkça kazıdı kuyusunu… Su aşkı onu yıldırmadı, bilakis biledi. Kayalar kırıp metrelerce derinliklere indi. Tabakalar aşıp kütleleri devirdi. Su yolundaki azmi onu maşukuyla buluşturdu ve gürül gürül akmaya başladı yazgısı…

Kaynaklar:

  • Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir, Remzi Kitabevi, S:7
  • Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir, Remzi Kitabevi, S:406

 

 

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.