HAC POSTASI
Paylaş:

Hac Postası

 

“Hiç böyle bir şeye şahit olmamıştım. Böyle sıcak kucaklaşmalara, bu kutsal yerde yaşanan, ırkları ve renkleri ne olursa olsun gerçek kardeşlik gösterilerine… Geçen bir hafta içinde, etrafımdaki her renkten insanın sergilediği bu cana yakınlık karşısında söyleyecek söz bulamıyorum… Sizler, belki de bu sözün benden gelmesine şaşıracaksınız. Fakat bu kutsal ziyarette gördüğüm, tecrübe ettiğim şeyler beni sahip olduğum tüm eski düşüncelerimi yeniden gözden geçirmeye ve takındığım birçok tavrı bir kenara atmaya zorluyor.”

(Malcolm X)

 

Sevgili Dost,

Bulunduğum diyar-ı İstanbul’dan o kutsal aşk merkezine uzanırken, yüreğimin bu kadar harlanıp gözyaşlarımın beni esir alacağını tahmin bile edemezdim. O’nun özel davetlisi olarak çağrılmanın derin mahcubiyeti, ezikliği ile o “aşk merkezi”nin âlicenaplığı, tevazusu, cazibesi aynı potada çarpışınca, olağanüstü duygular sarmalıyor her tarafınızı.

İnsanlığın kurtuluş reçetesinin ilk kaynağı ve aynı zamanda O’nun yüce kurtarıcısının da bu ilahi reçeteyi uyguladığı mekânlarda bir parça da olsa o halet-i ruhiyeyi yaşamanın unutulmaz hazzı, damaklarınızda kalıcı bir tad bırakıyor. En Sevgilinin doğduğu evi uzaktan seyrediyor, yaşadığı beldede bulunuyor, ayak bastığı, çile çektiği o cadde ve sokaklarda yürüyor, Dar’ul Erkam’da onun sohbet halkasına katılıyor, adalet abidesi Hz. Ömer’le selamlaşıyor, Bilal-i Habeşi’nin sesinden ezanı dinleyip rahatlıyor, Musab Bin Umeyr’in bütün işkencelere rağmen o kavi duruşunu içinizde hissediyor ve Hz. İbrahim gibi içinizdeki putları deviriyorsunuz. Mescid-i Haram’a girerken her an onunla karşılaşabilir düşüncesiyle yüreğiniz pır pır atıyor. O kutlu cemaat ile omuz omuza Allah’ın evi Kâbe’yi seyre dalarak, Peygamberimizin imamlığında huşu içerisinde namaz kılıyor, onun arkadaşlarıyla arkadaş olmanın bahtiyarlığını yaşıyorsunuz.

O yüce dostluğun, samimiyetin, teslimiyetin ilk taze halini yüreğinizde yaşıyor ve onun vermiş olduğu gönül huzuru ile kul olduğunuzun ancak bilincine varıyorsunuz. Kimi zaman bir Bilal- i Habeşi, kimi zaman Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Ebubekir, Ömer Bin Hattap… oluverip semalarda uçuyorsunuz.

Ve en önemlisi; Hz. İbrahim rolünü oynamak için buralara geliyorsunuz. Tek kişilik tiyatroda tek kostüm de iki parçalı beyaz örtü olan ihramınız. Oyunu baştan sona kendi eforunuzu ortaya koyarak oynayacaksınız ve o rolü iliklerinize işlercesine hissedeceksiniz. Çünkü kendinden bir parça ilave edemediğin oyun, seyredilmeye değer bulunmayacaktır bu perdede. Hz. Hacer, Hz. İsmail bu tek kişilik oyunda yardımcıların olacak. Tek rakibin ise Şeytan… Oyunu şaşırman, başarısız olman için şeytan sürekli senin sağından, solundan, arka ve önünden yanaşarak yanıltmaya çalışacaktır. Dosdoğru yolun üzerinde oturacak ve ayağını kaydırmaya çalışacaktır.

Kıymetli Dost,

Aşkın girdabından feryadımı sana ulaştırmanın tarif edilemez kederini yaşıyorum. Derin bir pişmanlık ve mahcubiyet içindeyim. Bilerek veya bilmeyerek O’na karşı yapmış olduğum hataların telafisi ve affı için buralara uzandım. İstedim ki hayatımın geri kalan kısmına yeni bir sayfa açayım. Duydum ki; hac farizasını yerine getirmek için sadece onun rızasını gözeterek en eski ev olan Allah’ın Evine gelip hakkıyla ondan af dileyenleri, Arafat’ta vakfede bulunup O’nu tavaf ederek Safa ve Merve arasında say yapanları, şeytan ve dostlarını taşlayarak kurban kesenleri Allah özgürlüğüne kavuşturup af ediyormuş ve yeniden doğmuş gibi günahsız yapıyormuş. Yine çıtayı biraz daha yükselten Efendiler Efendisinden öğrendim ki; “Allah katında kabul olmuş haccın karşılığı kesinlikle cennettir.” Söz burada bitiyor, sıra sahnede, eylemde…

Buralarda sembolik olarak gerçekleştirdiğin işlemler, senin kendini formatlayıp hayata yeniden başlamanı sağlıyor. Çünkü hac; “Allah’ın sembollerinden” müteşekkil bir ibadettir. Buna yürekten inandım ve hayatıma yeni bir beyaz sayfa açmak için buralara akıp geldim. Gönül deryasından neşet eden o ulvi aşkı, avuçlarına bırakmayı arzuladım. Böylece aşkın yüzüne yansıyan resmini yüreğine iliştirmek istedim. Kısacası; kırkından sonra açılan bu beyaz gönül sayfasına, yeni kelimelerden güzel cümleler kurmak istedim.

Aziz Dost,

Unutma ki; dünyanın dört bir yanından davet alarak rahmet diyarı Özgürlük Evine gelip onun cazibesine kapılan milyonlarca insan, bütün sahte kimlik ve libaslarını bir kenara bırakıp sadece beyaz ihramlarına bürünüyorlar ve O’nun huzuruna çıkıyorlar. Bu diyarda herkese eşit muamele ve mesafe söz konusu… -En azından hac süresince.- Bütün o rutin işlemlerini üzerlerinde taşıdıkları iki parça beyaz kefenleriyle gerçekleştirip sonuçta anasından yeni doğmuş gibi hayata başlamaktadırlar. Ona verilmiş olan sözün sadakati ile asıl imtihan da yeni başlamış oluyor.

Tüccar, iş adamı, başkan, müdür, amir, memur, mühendis, doktor, işçi, çiftçi… her ne sıfatla olursan ol, asıl hac söz konusu rutin işlemleri belirlenen vakit ve yerlerde yapıp memleketine döndükten sonra başlıyor. Deyim yerindeyse; “uluslararası bir kongre” gerçekleştiriyor, bir “kıyamet provasında” bulunuyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir tablo görmen mümkün değil. Ve bu durum, yılda bir defa tekrarlanıyor.

Sonuçta hızlandırılmış sıkı bir eğitime tabi tutuluyorsunuz. Şimdi sıra, usulüne uygun uygulamada… Açılan bu yeni sayfaya özenle kuracağın cümleler asıl haccının kabul olmuş olup olmayacağını ortaya koyacaktır.

Muhterem Dost,

En yüce makamdan bir özel davet aldın. Sana özel bir fırsat sunuldu. Söz konusu fırsatı deyim yerindeyse; faydaya dönüştürüp yüceler yücesinin huzurunda, ebedi saadete ulaşman söz konusu olabileceği gibi, önüne sunulan bu fırsatı tepip aşağıların aşağısı durumuna gelmen de mümkün.

Bir İbrahim misali aktör sensin. Baltayı putların boynuna vurabileceğin gibi kendi boynuna da vurabilirsin. İsmail’ini kurban etmen isteniyor senden. En çok sevdiğin İsmail’ini kurban vermen isteniyor. Senin İsmail’in kim/ne? En çok sevdiğin makamın m? Malın mı? Nefsin mi? Güzelliğin mi?… Her ne ise onu kurbana hazır mısın? Sen bir Hacer’sin? Issız, susuz, kuş uçmaz kervan geçmez bir vadiye bırakıldın. İbrahim’e sitemin yok. Çünkü o emredileni yaptı ve sen de O’na teslim oldun. İki tepe arasında susuz kaldın? İsmail’in susuz… Bir o yana, bir bu yana koşman gerekmiyor mu? Arayışın kendi içinde… Zemzemini bulup, kana kana içmen lazım. Bunun için bir gayretin var mı? Bu bilinçle ne kadar çaba sarf ediyorsun?

Sevgili Dost,

Arefe akşamı Mina’da, bir İbrahim olarak dünyada en çok sevdiğin İsmail’inin kurban istemi rüyasını gördün. Derin duygular, tarif edilmez kederler içindesin. Geceyi Mina’da, ihramlı olarak dua ve ibadetle geçirdin. Yalvardın, yakardın O’na. Ertesi gün rüyandan emin oldun, bildin ve Arafat’a çıktın böylece. Artık bildin İsmail’ini kurban edeceğini. Seksen yıl bekledin o güzel ikramı. Evlat hasretiyle yanıp tutuştun. Çok istedin çocuk sahibi olmayı. Yüce Mevla sana nur topu İsmail’ini verdi. Şimdi de o en çok sevdiğin İsmail’ini kurban etmen isteniyor senden. Sadık rüyayı gördün ve onu yani İsmail’ini kurbana hazırlıyorsun bugün. Yüreğin buruk, gözyaşlarını içine akıtıyorsun. Ama unutma, sınanıyorsun. Bu nedenle kurbanını incitmemelisin. Bıçağı keskinleştir! Eziyet etme kurbanına! Babanın yufka yüreği işte! Ona direk seni keseceğim(!) diyemiyorsun. Karmaşık duygular içindesin. İçin hüzünlü. Ama kurbanı sunman isteniyor.

Arafe günü akşamı Muzdelife’ye çıkıyorsun. Geceyi orada geçirerek şeytana karşı biraz daha bilendin. Azığını aldın. Teçhizatını kuşandın. Mermilerini topladın. Tam yetmiş adet taş. Artık şeytanını taşlayarak İsmail’ini ona sunma vaktin geldi. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte topladığın yetmiş tane mermiden yedi tanesini Büyük Şeytana atıp onu öldürmek için yola çıktın Müzdelife’den. Hedef Büyük Şeytan… Dişlerini biledin, yüzünü sertleştirdin ve Büyük Şeytana yaklaştın. Hafife alıyorsun şeytanı topladığın o minnacık taşlarla. Hemen sürüyorsun yedi mermiyi namluya ve peş peşe ateş ediyorsun. Kafasını yardın, burnunu yere sürttün. İçindeki Büyük Şeytanı öldürdün ilk atışta. Şimdi sıra İsmail’ini kurban etmede… Gözlerini bağladın kurbanının. Bıçağını biledin. İncitmek istemiyorsun. Sen O Yüce Yaratıcıya teslim oldun. Ciğerparen de sana teslim oldu. İnandı ve güvendi Rabbine:

“Hz. İsmail dedi ki: Ey babacığım sen emredildiğini yap. Beni teslim olanlardan bulacaksın.”

Tam bir teslimiyet… Ciğerpareni tam keserken Allah senin teslimiyetini sınamış oldu ve yerine bir koç kesmeni istedi. Evet, içindeki şeytanı taşlayarak kurbanını verdin ve zafer kazanmış oldun. Artık hürsün. Tıraş olup ihramdan çıkabilirsin. Hemen Beytullah’a gidip teşekkür ediyorsun yüce Mevla’ya. Ziyaret tavafında bulunup huzura eriyorsun.

Kurban bayramının birinci gününden başlayarak şeytanı taşlamaya başladın. İlk gün yedi taş attın Büyük Şeytana. İlk taşta şeytanı öldürdün. Ama onun öldüğünden emin olmak için yediye tamamladın taşları. Çünkü yedi rakamının Arap dilinde mecazi karşılığı “çeşitlilik” ve “sayıya gelmeyen miktar” olarak bilinir. Yani yedi “kesrete-çokluğa” delalettir. Sonsuz sayıda attığın taş ile artık şeytanı yerin dibine geçirdin. Artık şeytanın dirilme imkânı kalmadı.

Aslında bütün bu taşları öncelikle kendi içindeki şeytana attın. Kendi nefsine, makamına, malına… attın bu taşları. Modern şeytanları taşladın. Şeytan ve dostlarını öldürüp zincire vurdun yetmiş atımlık bir taarruz ile. Yeryüzündeki bütün putları devirdin O’na giden yolda. Artık özgürsün. Mücadele alanı seni bekliyor.

Öyleyse ey o yüce daveti alıp onun huzurundan yeni ayrılıp beyaz sayfana yeni kelimelerden güzel cümleler kurmaya aday vazifeyi ifa etmiş güzel insan;

Sen profesör bayan, sen doktor bey, sen mimar hanım, sen işçi kardeş, sen hanım teyze, Ayşe hanım, Hasan bey… Unutma ki; asıl haccın yeni başlıyor. Haccını eda edip döndün ve sınava yeni başlıyorsun.

Affedildin, yeni doğdun hayata. Eğitimin bitti, kongre sona erdi ve sonuç bildirgesi elinde. Azığını ve ödevini aldın. Derslerine hazırlanmış vaziyette imtihana yeni başlıyorsun. Hayatı sıfırladın, geçmiş zamanı tükettin ve yeni hayat şimdi başlıyor. Sakın “yanına sadece yorgunluğu ve açlığı kalan” hacılardan olma! “Acı” bir şekilde dönme, “hacı” olarak dön. Yüklendiğin misyonun farkında olarak, o emaneti adabına uygun taşı ve koru.

Mutlu, huzurlu, saadet dolu bir gelecek için uyman gereken hususlar, asırlar önce bildirilen yanı başındaki Mushaf’ta yer alıyor. Darıldığın, sıkıldığın, sıkıştığın an ona müracaat et. Ve Yüce Nebinin hayatı senin için örnek olsun. Onun kılavuzluğuna ihtiyacın var. Unutma ki sen yeryüzünün halifesisin.

Can Dost,

Dünyanın aşk merkezinden yeryüzüne dalga dalga yayılan o müthiş feyiz ve bereketi seninle paylaşmak istedim. Kelimelerin ifadede aciz kaldığı duygu ve hislerimin bir kısmını aktarmaya çalıştım. İnsanların üstten bakılınca karıncalar gibi, ama kelebek misali etrafında haleler oluşturduğu insanlığın o en eski ulvi noktasında, içime dolup yüreğimden taşan hislerimi bilmem ne kadar kelimelerle ifade edebildim? Beyaz bir örtüye yani kefenine bürünmüş minnacık kalplerin mahşer günü kalabalığını andıran bir heyecanla/dehşetle o aşk merkezinin etrafında dönerken dudaklarımdan dökülen yalvarış ve dualar ile gözlerimden akan gözyaşlarını sana da duyurmak istedim. Dünyanın değişik ülke ve kentlerinden gelen farklı renk, dil, ırk ve kültürlerinden yaklaşık dört milyon insanın, birlikte atan kalp atışlarının o muhteşem melodisini sana dinletmek istedim. Kısacası bir “Kıyamet Provasını” yüreğine taşımak istedim.

O “Siyah örtülü Ev”in sahibine emanet ol.

 

KAYNAK:

AŞK POSTASI, YUSUF TOSUN, ÇIRA YAYINLARI, S:87-94

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.