YÜZ YIL SONRA İSTİKLAL MARŞI
Paylaş:

YÜZYIL SONRA İSTİKLAL MARŞI

 

            ‘İstiklal Marşı’nı milletime hediye ettim. O milletindir, benimle alakası kesilmiştir. Zaten o milletin öz malı ve eseridir. Ben yalnız gördüğümü yazdım.’

MEHMET AKİF ERSOY

 

İstiklal Marşı Ruhu

Aradan yüz yıl geçmiş olsa da İstiklal Marşı’nın ruhu hala diri duruyor. Yediden yetmişe herkesin gönlünde ve dilinde olan bir marş…. Sanki bugün yazılmış gibi her okuyanı heyecanlandırıyor, yeniden hafızayı tazeliyor. Anlaşılan İstiklal Marşı’ndaki bu ruh ve heyecan hem şiiriyeti itibariyle hem de muhteva ve anlamı itibariyle bunca zaman hiç azalmamış bilakis artarak devam etmiş gözüküyor.

Hiç şüphesiz İstiklâl Marşı’nın yazımı; büyük şair Akif’in bu millete en büyük hizmetlerinden birisidir. Lakin nasıl Akif’in şair yönünün yanı sıra şahsiyeti, ahlakı, yaşayışı… da başlı başına bir şiir ise İstiklal Marşı’nın da bir ‘marş veya şiir’ olmasının ötesinde kendine özgü derin bir muhtevası ve anlamı vardır.

Mesela bunların başında İstiklal Marşı’nın ‘tarihi bir belge’ olduğu hususu gelir ki bu yönüyle İstiklal Marşı, bir dönemin vesikası, adeta ‘mutabakat metni’dir.

Öyle ki İstiklal Marşı; tarihten silinmek istenen bir milletin nasıl ve hangi değerlerle ayağa kalktığının, küllerinden yeniden nasıl doğduğunun da açık bir nişanesidir.

Aynı şekilde İstiklal Marşı tek dişi kalmış batı medeniyetine ve sömürgecilik düzenine karşı bir başkaldırı ve meydan okumadır.

En önemlisi ise; İstiklal Marşı, Cumhuriyeti kuran iradenin ne olduğunu bize anlatan paha biçilmez bir metindir.

İşte bugün bu hususların yeniden hatırlanması ve de hatırlatılması oldukça elzemdir.

Özellikle bu durum İstiklal Marşı’nın kabulünün 100. yılında küresel güçlere karşı çokça ihtiyaç hissettiğimiz ‘Milli Birlik ve Beraberlik’ konusunda da hayati bir hal almıştır.

 

İstiklal Marşı’nın Yazılış Serüveni

Akif’in diğer şiir ve yazılarında olduğu gibi İstiklal Marşı’nın da nasıl bir atmosferde gündeme geldiğini ve hangi ruh haliyle kaleme alındığını bilmeden tam manasıyla kavramak mümkün değildir. Bu nedenle o dönemin tarihi olaylarını ve atmosferini hatırlatmakta fayda vardır.

Kurtuluş Savaşı öyle alevlenmiştir ki; Yunanlılar, İzmir ve Bursa’dan sonra Kütahya ve Eskişehir’i ele geçirerek, Sakarya vadisi boyunca mevzilenmiş, Ankara’yı tehdit etmeye başlamıştır. Söz konusu durum karşısında Meclis’in Kayseri’ye hatta daha içeride yer alan Sivas ve Malatya gibi şehirlere taşınması bile konuşulmaya başlanmıştır.

Bu arada TBMM’nin seçtiği İrşad Encümeni üyeleri Halkı Millî Mücadeleye teşvik için Ankara’dan Anadolu’ya gitmeye başlar. Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği bu dönemde İrşad Heyetinin cepheyle ve halkla yaptığı temas neticesinde bir Milli Marşa ihtiyaç olduğu gözlemlenir. Konu Meclis gündemine taşınır. Bunun üzerine Meclisin aldığı karar doğrultusunda İstiklal Marşı yarışması yurdun dört bir yanına ilan edilir. Anadolu’dan, İstanbul’dan birçok şair yarışmaya katılmak üzere ürünlerini gönderirler.

İşte İstiklâl Marşı böyle bir dönemde gündemdedir.

Ne var ki aralarında kıymetli şiirler olmakla birlikte Millî Marş yarışmasına katılan 724 şiirin hiçbiri, Millî Marş olmaya layık görülmez.

Fakat Rıza Nur’dan sonra Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi Bey de dâhil olmak üzere herkes neden Mehmet Akif Bey’in bu yarışmaya katılmadığını merak etmektedir.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, Akif’ten bu marşı yazmasını rica etmiş fakat Akif; ‘Para için şiir yazamam’ diyerek geri çevirmişti. Birçok hatırı sayılır kişi Akif’in İstiklal Marşı’nı yazması için devreye girmiş ancak Akif bütün ısrarlara rağmen bu teklifi reddetmişti.

Ancak yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay’ı devreye sokarak, Akif’i bu yarışmaya katılması için ikna edilmesi istenir. Bu ortamda askerin moralini yükseltecek Vatan yahut İstiklâl Marşı’nın yazılıp bestelenmesini isterler.

Akif kendisine kazansa bile para verilmeyeceği hususunda yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay ile konuşması neticesinde ikna olunca ancak İstiklal Marşı’nı yazmayı kabul etmiş ve marşı Tacettin Dergâhı’na kapanarak yazmaya başlamıştır. Kaldı ki Dergâh, Akif Ankara’ya geldiğinde mesken sorunundan dolayı bizzat Şeyh (Tacettin Mustafa) tarafından Akif’e tahsis edilmiştir.

İşin doğrusu bu süreçte Akif, kendi içinde fiili olarak İstiklal Marşı’nı yaşamakta ve yazmaktaydı. Fiili mücadelesiyle de o yaşayan bir İstiklal Marşı gibiydi zaten.

İstanbul’da bazı gazeteler manda isterken, Akif’in göğsü Ankara’da yazacağı İstiklal Marşı ile zaten hep dolu idi. Büyük sancılar içerisinde o mısralar yazıldı. Adeta yüreğinden kamışla kan çekercesine o mısralar tarihe not düşüldü.

İki gün gibi kısa bir sürede yazılan Milli Marşı, Akif’ten başkası yazamazdı hiç şüphesiz.

Akif’in yazdığı İstiklal Marşı ilk defa 17 Şubat 1921 tarihinde Sebilürreşad ve Hâkimiyet-i Milliye gazetelerinde yayınlanmıştır.

Meclis kürsüsünde ise ilk defa 1 Mart 1921 günü Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından okunur.

Marşın resmi kabulü ise Meclis’in 12 Mart 1337 (1921) tarihli oturumunda gerçekleşmiştir. Akif’in şiirinin İstiklâl Marşı olarak kabulüne dair birçok önerge verilmiştir. En sonunda; ‘bütün meclisin ve halkın beğenisini kazanan Mehmet Akif’in şiirinin tercihen kabulünü teklif eden’ Karesi (Balıkesir) Milletvekili Hasan Basri Bey’in önergesi oylanarak kabul edilmiştir. Diğer milletvekilleri tarafından ‘milletin ruhuna tercüman olan ve meclisin kabulü ile resmî bir mahiyet kazanan İstiklâl Marşı’nın ayakta dinlenmek üzere, Maarif Vekili tarafından bir defa daha meclis kürsüsünden okunması’ teklif edilmiştir. Bütün üyeler ayağa kalkarak Hamdullah Suphi Bey’in okuduğu İstiklâl Marşı’nı bir kere daha büyük bir coşku ve heyecan içinde dinlemiştir. O gün Meclis’in içi alkışlarla inlemiştir adeta.

Mustafa Kemal Paşa da marş okunurken sıraların önünde onu ayakta dinlemiş ve mütemadiyen alkışlamıştır. Daha sonraları ise İstiklal Marşı ile ilgili duygu ve düşüncelerini şu ifadelerle dile getirecektir:

‘Bu marş bizim inkılâbımızı anlatır. İstiklal Marşı’nda, İstiklal Davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim bölümü ise;

‘Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin İstiklal…’

Mecliste bütün bu olaylar yaşanırken arka sıralarda başını avuçlarının arasına alan Akif ise heyecan ve mahcubiyetinden Meclis’te duramamış, salondan ayrılmıştır.

İstememesine rağmen muhasebeden çıkışı yapıldığı için ödül olarak verilen beş yüz (500) lirayı, fakir Müslüman kadın ve çocuklarına meslek öğreterek fakirliklerine son verme gayesi ile faaliyet gösteren ‘Daru’l Mesai’ adlı hayır kuruluşuna bağışlamıştır. Hâlbuki Akif, İstiklal Marşı’nı kaleme aldığı Ankara günlerinde, oldukça büyük maddî sıkıntılar içindedir. Öyle ki, İstiklal Marşı’nın okunacağı gün, Meclis’e giderken yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay’ın paltosunu ödünç almıştır. Böyle olmasına rağmen o, asil duruşundan asla ödün vermemiştir.

Böylece bir milletin yeniden diriliş ve kendine geliş marşını tarihe mal eden Akif; ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın’ duasında bulunmuştur.

Öyle ki; milletine armağan ettiği bu marşı, yedi eserinden oluşan Safahat adlı külliyatına bile almamıştır. Akif bu durumu Eşref Edip’e şöyle anlatır:

‘İstiklal Marşı’nı milletime hediye ettim. O milletindir, benimle alakası kesilmiştir. Zaten o milletin öz malı ve eseridir. Ben yalnız gördüğümü yazdım.’

 

İstiklal Marşının Bestelenmesi

İstiklal Marşı’nın kabulünün hemen akabindeki gün, yani 13 Mart 1921’de bestelenmesi için Millî Eğitim Bakanlığı’na yazı yazılır. Meclis ikinci başkanı Adnan Adıvar imzasıyla gönderilen bu yazıda; ‘İstiklal Marşı’nın 12.03.1921’de Genel Kurulca kabul edildiği ve bestesi için gereken işlemin yapılması’ istenir.

Millî Eğitim Bakanlığı bu talimat üzerine hemen ilana çıkar.

Böylece yurdun değişik yerlerindeki müzik öğretmenlerinden, ilk aşamada yirmi dört (24) eser gelir. Ancak beste konusu 1 Kasım 1921 günü Mecliste görüşülmesine rağmen 1922 yılı ortalarına kadar herhangi bir karara bağlanamaz.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey, İstiklal Marşı’nın güftesi kadar bestesinin de önemli olduğu bilinciyle konuyla yakından ilgilenmiştir.

Bu arada Meclis için yoğun bir dönem ve Millî Mücadelenin en çetin günleridir. Haliyle Meclis’in bu yoğun günlerinde İstiklal Marşı’nın bestesiyle yeterince ilgilenecek vakit olmadığından, beste yarışmasının Kızılay Genel Merkezince açılması ve 500 liralık ödülün de Kızılay bütçesinden ödenmesi kararlaştırılır.

Bunun üzerine yeni besteler gelmeye başlar ve nihayetinde 1922 yılı Mayıs ayında gelen eser sayısı elli beş (55) olmuştur. Yarışmaya katılanların çoğu müzik öğretmenidir ve aralarında Ali Rıfat Çağatay, Saadettin Kaynak, Osman Zeki Üngör, Hasan Basri Çantay gibi birçok ünlü isim de vardır.

Bu arada Musiki Encümeni Başkanı Ziya Paşa Başkanlığında kurulan heyet marifetiyle, 12 Temmuz 1923 günü Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi seçilir. Bakanlığa gönderilen bu karar diğer Bakanlık ve okullara da bir genelge ile duyurulur. Neticede 1924 ile 1930 yılları arasında İstiklal Marşımız bu beste ile söylenmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi olan Osman Zeki Üngör, Ankara’da verdiği ilk konserinde İstiklal Marşı için yaptığı bestesini seslendirme fırsatı bulur. Bu konserde Mustafa Kemal de vardır ve besteyi çok beğenir.

Ancak bu konserden altı yıl sonra (1930) Osman Zeki Üngör’ün bestesi Milli Marş bestesi olarak kabul görmüştür.

1930 yılından bu yana ise Milli Marşı’mızda Osman Zeki Üngör’ün bestesi kullanılmaktadır. Fakat o günlerden zamanımıza dek beste ile ilgili tartışmalar belli aralıklarla hep gündem olmaya devam etmiştir. Osman Zeki Üngör’ün bestesi üzerine yapılan temel eleştiri ise; bu bestenin özel olarak İstiklal Marşı için yapılmadığı yönündedir.

Neticede ise hala Osman Zeki Üngör’ün bestesi kullanılmaktadır.

Velhasıl İstiklal Marşı hem güftesi hem de bestesi ile merhum Akif’in bu millete en büyük armağanlarından biridir. O armağanı özenle koruyup ruhunu yaşatmak ise Asım’ın Nesline düşüyor.

Bu vesileyle İstiklal Marşı’nın ruhu ebediyen yaşasın ve merhum Akif’in ruhu şad olsun…

kaynak:

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.