Mehmet Akif ile Hasan El-Benna Görüşmesi
Paylaş:

Mehmet Akif ile Hasan El-Benna Görüşmesi

‘Dostum Doktor Abdülvehhab Azzam’ı birkaç defa bayram ziyaretine gittiğimde, Hilvan’daki evinde, Şair Muhammed Akif Bey’e rastlamıştım. Kendisiyle görüştük, asil bir insan…’

                                                                                                                         Hasan el-BENNA

Ali Ulvi Kurucu hatıralarında, Mehmet Akif’in Mısır’da olduğu yıllarda Hasan el-Benna ile görüşmesinden bahseder.

Kuba Mescidi’nin güneybatısında yer alan Şıh Abdülhamid’in hurma bahçesinde gerçekleşen bu tarihe geçecek sohbette Hasan el-Benna ihvanı ile birliktedir.

Ali Ulvi Kurucu, Hasan el-Benna ve ihvanı ile birlikte burada çaylar eşliğinde sohbet ederken Akif’le ilgili şöyle bir diyalog gerçekleşir aralarında:

Efendiler, bir ezanı düşünün, bir de kiliselerin çanını… Çan sesi, demirden çıkan bir ses, ne sözü var, ne özü. Sadece bir gürültü, bir saatin çalması gibi, sadece vakti bildirir.’

‘İslam’ın ibadete davetinde ise, bir mana var. Öyle bir mana ki, mü’minleri evvela iman birliğine, gaye birliğine, mana birliğine çağırıyor; vahdete çağırıyor. Ezanın kudsiyeti büyüktür. Ezan, kendi başına bir ibadettir…’

Üstad bunları anlatırken, ben lafa karıştım.

-Efendim, dedim; Türk’ün İstiklal Marşı’nda da, Neşidül Vatani’sinde ezandan bahis vardır. Ezan, Türk İstiklâl Mar-şı’na girmiştir.

-Marş kimindir? diye sorunca:

-Mehmet Akif Bey’in, dedim. Meğer Mehmet Akif Bey’i tanıyormuş: Şunları söyledi:

‘Dostum Doktor Abdülvehhab Azzam’ı birkaç defa bayram ziyaretine gittiğimde, Hilvan’daki evinde, Şair Muhammed Akif Bey’e rastlamıştım. Kendisiyle görüştük, asil bir insan…’

Bunun üzerine İstiklâl Marşı’mızdaki ezanla ilgili mısra-ları tercüme ettim.

‘Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.’

Bazı talebeler, bu kıt’anın tercümesini yazdıar.

Üstad:

‘Bir milli marşa ezanı, ibadeti, mabedi koymak, çok mana-lı, çok güzel’ dedi.

Hadiseyi anlattım:

‘Efendim, Türk yurdu düşman istilasına uğramıştı. Malu-munuz büyük bir cihad açıldı. Kâfir düşman bir Haçlı Seferi ile üzerimize gelmişti. Yurdumuzun birçok yeri gibi Anadolu da elden gitmek üzereydi. Bu cihad için bir marş yazılsın istendi. Müsabaka açıldı. Yedi yüzden fazla şiir geldi. Akif Beyinki seçil-di. Meclis’te defalarca ayakta okunup dinlendi.

Akif Beye, şiiri seçildiği için ikramiye, iltifat, hediye olmak üzere, beş yüz lira verilmek istendi. Merhum bunu almadı. Hâl-buki o sırada, sırtında paltosu yoktu. Ankara soğuğunda ceket-le dolaşıyor; bazen bir arkadaşının muşambasını ödünç alıp giyiyordu…’

Akif’in bu hareketi, Üstad Hasan el-Benna’nın çok hoşuna gitti. Cemaate hitap ederek:

‘Ya ihvan! Haze’l –iman… İman için misal ararsanız, işte budur… Giyecek paltosu yok, ama parayı almıyor… Bugün in-sanlar, böyle bir şeyi değil almamak, bir de rüşvet vererek, ken-dilerine verilmesini temine çalışıyorlar… İman budur işte, iman budur!…’

 

kaynak:

BİZİM AKİF, Yusuf Tosun, ÇIRA YAY. S:217

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.