Her Dergi Bir Mektuptur…
Paylaş:

Yazarımız Yusuf Tosun’un, Özgün İrade Dergisi 2020 Aralık (200.) Sayısında yayımlanan yazısı..

Kitap, dergi, gazete…

Kitap daha çok bir yazarın duygu ve düşüncelerinin aktarıldığı eserdir. Bir kitabı okurken aslında o yazarın düşünce dünyasında kulaç atarız bir bakıma. Bu duygu ve düşünceler bugünün ürünü olduğu gibi yüzyıllar öncesinin de olabilir.

Peki dergi öyle mi? Değil hiç şüphesiz!.. İçinde birden fazla yazar-şairin duygu ve düşüncelerinin yer aldığı güncel deneme, şiir, yazı, makaleler… yer alır dergilerde. Cemil Meriç’ten nakille öğreniyoruz: ‘…derginin vatanı İngiltere’dir. İngiltere’de ilk dergi 1749’da Montly Review adıyla çıkmıştır.’Bizde ilk dergi ise neredeyse bir asır sonra 1849 yılında çıkan Vekayi-i Tıbbiye adlı mesleki bir dergidir.

İşin doğrusu her dergi muhatabına yazılmış bir mektup gibidir. İçinde birden fazla zekanın imzasının yer aldığı ufuk açıcı bir mektup yani. İçinde selam var, şiir var, hikâye var, fikir var…Onu özenle alıp baştan sona okuruz. Her yazıda nefeslenip boy atarız.

Derginin kitaptan en önemli farkı ise periyodik bir yayın organı olmasıdır. Haftalık, aylık veya üç-altı aylık olabilir. Kitap ise tek baskılı kalıcı bir nüshadır. Zamanı gelince baskısı çoğaltılır sadece.

Gazete mi?

Bir defa uçucu bir gündemi olan günlük bir yayın organıdır gazete. Dijital medyanın yaygınlaşması ile birlikte gazete de işlevini yitirdi neredeyse. Artık anlık geliyor haberler. Basılı gazetecilik ise neredeyse bitti.

Dijital çağla birlikte her ne kadar kitabın e- hali gündemde olsa da işlevi hala bakidir. Çünkü hem günümüze hem de geleceğe hitap eder. Daha çok da geleceğe bırakılan bir tutanak gibidir kitap.

Dergi ise zihin egzersizi, beyin fırtınası etkisi oluşturması yönüyle hala bir ihtiyaçtır. Ancak derginin de dijital çağ karşısında işlevini kaybetmeden format değiştirmesi artık kaçınılmaz olmuştur. Tıpkı gazetede olduğu gibi bir değişime ihtiyacı vardır derginin de.

Kısacası hayatımızın birçok alanında olduğu gibi yayıncılıkta da bir reform yaşıyoruz. Kitap, dergi, gazete… yayıncılığında esas olan işlevdir, şekil değil.

Zaman ilerler, mekân eskir, çağ gelişir ama insan özüne sadık kalandır/kalmalıdır. Dolayısı ile bütün bu yayınlar da insanın özünü besliyorsa bir kıymeti harbiyesi vardır, değilse rüzgârın önündeki kül gibi savrulup gider zamanla.

Dergiler ‘Ocak’tır

Peki Türkiye’de kitap, dergi gazete nasıl bir işlev görmüştür, görmektedir?

Şu bir gerçek ki; yaşadığımız coğrafyada okumayla hep mesafeli olmuşuzdur. Bu biraz da böyle olması istendiği içindir. Çünkü çağdaş küresel medeniyetin biçtiği elbise böyledir. Yüzyıllardır çağdaşlaşma, aydınlanma adına başkaları taklit edilmiştir. Dolayısı ile kitap, dergi, gazete yayıncılığı da bu çerçevede şekillenmiştir. Bir dönem kitap okuyanın cezalandırıldığı, kitapların yasaklandığı yani kitaptan korkulduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Her şeye rağmen nehir bir şekilde akıp yolunu buluyor. Kitap, dergi, gazete yayıncılığında da böyle olmuştur.

Kitap-dergi gazete yayıncılığı bir bakıma tohum gibidir, uygun ortamını bulunca mahsulünü günyüzüne çıkarır.  Türkiye’de farklı fikri-ideolojik akımların doğması daha çok kitap-dergi-gazete aracılığıyla olmuştur. Genelde tüm ideolojik yapılar için, özelde ise İslamcı kuşak açısından bu dönemde yayınlanan tercüme eserlerin gençliğin fikri gelişmesinde büyük bir rol oynadığını görüyoruz.

Daha sonraki yıllarda ismini duyduğumuz İslami Hareketler daha çok dergi-edebiyat üzerinden filizlenip gelişme göstermiştir. Bunda Cumhuriyetle birlikte gerçekleşen harf inkılabının etkisi kadar Müslüman kesim üzerindeki baskı ve düşünceyi ifade üzerindeki şiddeti de ilave etmek gerekir. Bu nedenle İslami hassasiyet sahibi kimi aydın ve düşünürlerin de edebiyat yoluyla kendini ifade yoluna gittiklerini görüyoruz.

Geleneğimizde Mehmet Akif bu serüvenin örneklerindendir. Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergileri bu yönüyle hem Anadolu’da hem de Kafkasya başta olmak üzere İslam dünyası üzerinde ufuk açıcı etkilerde bulunmuştur. Aynı şekilde geleneğimizde “Şura”, “Büyük Doğu”, “Hareket”, “Edebiyat Dergisi”… vb. dergiler böylesi bir misyona sahip, “ocak” vazifesi gören dergiler olmuşlardır. Bir bakıma Cemil Meriç’in ifadesiyle; ‘hür tefekkürün kalesi’ yani.

Özellikle 1980 kuşağı için hem fikri tekâmül hem de yazarlık tecrübesi açısından bir mutfak vazifesi görmüştür dergiler bu dönemde. Bu dönemde hararetli tartışmaların merkezi dergiler olmuştur hep. 1980 sonrası yıllarda Anadolu’nun dört bir yanındaki çay ocaklarında demlenen birçok düşüncenin membaı işte bu tür yayın yapan dergilerdir. Derginin bu dönemde bir kitap hassasiyetiyle baştan sona okunduğuna şahit olanlardanım. Sadece okumak değil aynı zamanda özellikle genç kuşakların saatlerce yaptıkları tartışmalara kaynak teşkil ettiğini de müşahede edenlerdenim.

Ancak sosyal medya ve kitle iletişim araçlarının yaygınlık kazanmasıyla birlikte bu ilginin daha çok dijital mecralara kaydığını görüyoruz. Ya da dergiler üzerinden yapılan beyin fırtınalarının artık pek de genç kuşakların ilgi alanlarına girmiyor.

Özgün İrade Dergisi

Yukarıda ifade edilen dergi misyonu çerçevesinde Özgün İrade Dergisi  daha çok Anadolu okuyucusuna hitap eden bir mevkutedir. Bu yönüyle Özgün İrade Dergisi her ay okuyucuya postalanan bir mektup tadında oldu. Gündemin sıcaklığıyla birlikte fikri gelişmeye de ışık tutmaya çalıştı. Belli bir kesim için önemli beslenme kaynağı oldu. Çünkü bir dönem iyi bir kitap oyucusu olan Özgün İrade okuyucu kitlesinin 2000’li yıllarda bu alışkanlıklarını büyük bir oranda bıraktığını ve okuma serüvenlerinin dergi, gazete, köşe yazıları… üzerinden devam ettiğini görüyoruz.

Öyle anlaşılıyor ki bugün gelinen noktada dergi okuma alışkanlığı da ciddi oranda azalmış! Bu durum sadece Özgün İrade dergisiyle alakalı olmayıp genel bir tespittir.

İşin doğrusu Özgün İrade Dergisi yayına başladığı dönem ve devam eden süreç itibariyle mektup sıcaklığıyla birlikte aynı zamanda fikri yönü ağır basan dergi oldu. Hitap ettiği kitle itibariyle daha önce yayın yapan Değişim Dergisinin devamı görevini üstlenmiş bir görünümü vardır. Özgün İrade Dergisinin gündemi yorumlama, fikir yazıları…, her ay bir kapak dosyası ile okuyucunun karşısında olması ve bunu -bu ay itibariyle- 200 sayı istikrarla devam ettirmesi takdire şayandır hiç şüphesiz.

Lakin bu süreç zarfında değişen sosyal koşullar, gündem, ilgi alanları… vb dergiler başta olmak üzere matbu basına olan ilgiyi azaltmıştır. Buna toplumun okuma alışkanlığındaki azalmayı da ilave edebiliriz. Buna rağmen hep belli bir düzeyde durmayı başardı. Bunda da sabit okuyucu kitlesinin olmasının etkisi inkâr edilemez.

Çıkış Yolu

Bir dergiyi ayakta tutan okuyucudur hiç şüphesiz. Okuyucu dergiyi okuyarak hem çoğaltır hem de sürekliliğini sağlar.  Bu bağlamda derginin okuyucu ile oluşturduğu bağ ve ihtiyaçlarına hitap etme çabası önemlidir. Bununla birlikte sürekliliği sağlayacak olan temel saik ise ekonomik altyapıdır. İkisinin birlikte ve de uyumlu yol alması gerekir. Sanırım Özgün İrade dergisinde bu iki temel ayakta da gevşeklikler baş göstermeye başladı.

Bu gevşekliği bertaraf etmenin yolu ise bellidir: Derginin değişen koşullar çerçevesinde –içerik- olarak yenilemesi ve tez elden yakıt ikmalinin yapılması…

Bunun için de son çıkış yolu olarak matbu olmasa bile dijital olarak yayın hayatına devam etmesinde fayda vardır.

KAYNAK:

http://www.haberdurus.com/haber/her_dergi_bir_mektuptur_-53950.html

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.