Kendine ait bir –mühendis- odan var mı?  Yusuf Tosun Independent Türkçe için yazdı.
Paylaş:

Kendine ait bir –mühendis- odan var mı?

Yusuf Tosun Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: cmo.org.tr

Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?

Para kazanın; kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın; erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..*

(Virginia Woolf)

Her “Mühendis-Mimar Odaları”nın (TMMOB-Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği) seçim döneminde hiçbir alaka olmasa da Virginia Woolf’un “Kendine Ait Bir Oda” eserini anımsarım.

Virginia Woolf’un 1929 yılında yayımlanan “Kendine Ait Bir Oda” kitabı, kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olmuştur.

Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları ‘ezeli’ ve de ‘ezici’ bir soru vardır:

Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?*

İşte Virginia Woolf bu ‘yakıcı’ soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor.

Ve şöyle sesleniyor kadınlara:

Para kazanın; kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın; erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..*

İki yılda bir yapılan Mühendis-Mimar Odaları seçimi konusuna Virginia Woolf’in 28 Mart 1941 yılında girdiği bunalım neticesinde cebine ağır taşlar doldurup Ouse Nehri’ne atlayarak intihar edişini anımsatarak başlamış olalım.

Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği

TMMOB (Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği) -iki yılda bir- yılın ilk üç ayını dolu-dizgin seçim faaliyetleriyle geçiriyor.

Birçok mühendisin bu seçimlerden haberi bile olmuyor. Sağolsun Twitter, Facebook, Whatsapp… gibi sosyal medya da olmasa hiç haberimiz bile olmayacak.

TMMOB resmi sitesine bakacak olursanız seçimle ilgili bir gram yazıya rastlayamazsınız.

Oda seçim tarihleriyle alakalı talebime de cevap alamadım maalesef. Bu kadar da lakayt, laçka bir yapı haline gelmiş durumda!…

Böylece iyice pasifize olan ve fonksiyonlarını yitiren Mimar-Mühendis Odaları, birçok mühendisin haberi olmadan sessizce seçim yapıyor.

Belki bu yazı bir duyuru vesilesi olur ve TMMOB’nin makus talihi değişir. Olur mu, bakarsınız olur!…

Mühendislerin çoğunun haberdar veya üye olmadığı, buna rağmen kuruluşunda 10 Odası ve yaklaşık olarak 8 bin üyesi bulunan TMMOB’nin, 2018 yılı sonu itibari ile oda sayısı 24, üye sayısı ise 558 bin 954’dür.

Odaya kayıtlı olmayanların sayısını da hesaba katacak olursak bugün yaklaşık 1 milyon mühendis var ülkemizde.

Bu da ülkenin ‘teknik hafızası’ adeta. Bu önemli ‘teknik hafıza’‘Mühendis ve Hayat’* ismiyle bir kitap bütünlüğü içerisinde ele aldığımdan şimdilik bu detaylara girmeyeceğim.

Hâlihazırda TMMOB çalışmalarını 24 Oda, bu Odalara bağlı 213 şube ve 50 İl/İlçe Koordinasyon Kurulu ile sürdürmektedir.

TMMOB’ye bağlı odalara 100’ün üzerinde mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı fakültelerinden mezun olan mühendis, mimar ve şehir plancıları üyesi var.

Bu 24 oda içerisinde de üye sayısı bakımından en büyük oda ise İMO yani “İnşaat Mühendisleri Odası”dır.

İki yılda bir yapılan bu kısa oda seçim hatırlatmasını vesile kılarak dünyada ve ülkemizde mühendis odalarının tarihçesini ve dolayısıyla da mühendis-mimar odalarının önemini hatırlatmakta fayda vardır.

Adı konulmamış olsa da insanlığın doğuşuyla birlikte yaşamın doğal bir parçası olan teknik ve mühendislik, zamanla sistematik bir hale gelerek gelişimini günümüze kadar sürdüre gelmiştir.

Mühendisliğin ilk örgütlü yapılanması, Avrupa ve ABD’de 19’ncu yüzyılda başlarken, Türkiye’de ise ancak II. Meşrutiyet ile birlikte başlamıştır.

İngiliz İnşaat Mühendisleri Cemiyeti, 1818 yılında kurulan ilk toplumsal cemiyetlerden biridir.

Amerikan İnşaat Mühendisleri Derneği ise 1852 yılında kurulmuştur. Ülkemizde 1908 yılında kurulan birçok sivil toplum örgütüyle birlikte“Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti” de kurulmuştur.

Söz konusu cemiyet, 1920’li yıllara kadar varlığını devam ettirmiştir. Cumhuriyetten sonra ise (1926) Türk Mühendisler Birliği ve Türk Yüksek Mühendisler Birliği kurularak faaliyetlerine başlamıştır.

Bu tarihten sonra 1954 yılına kadar ise mühendislik adı altında birçok cemiyet, dernek, birlik kurulmuştur.

(Türk Mühendisler Birliği, Türk Yüksek Mühendisler Birliği, Türk Gemi Mühendisleri Cemiyeti, Türk Maden Mühendisleri Birliği, Türk Yüksek Maden Mühendisleri Birliği, Karabük Ağır Sanayi Mühendisleri Derneği, Türkiye Jeoloji Kurumu, Türkiye Harita ve Kadastrocular Cemiyeti, Türk Yüksek Mimarlar Birliği, Orman Mühendisleri Cemiyeti, Türk Yüksek Ziraat Mühendisleri Birliği…)

7303 sayılı yasa, 66 ve 85 kanun hükmünde kararnamelerle değişik 6235 sayılı yasayla, 1954 yılında kurulan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB);

Türkiye sınırları içinde meslek ve sanatlarını icraya kanunen yetkili olup mesleki faaliyette bulunan Yüksek Mühendis, Yüksek Mimar, Mühendis ve Mimarları teşkilatı içinde toplayan tüzel kişiliğe sahiptir.

Kanunun 2’nci maddesi, birliğin kuruluş amacı ve yapamayacağı faaliyetler ve işlerden bahseder.

Aslında yürürlükteki oda faaliyetlerine bakıp da kanunu okumaya çalışırsanız, birtakım zıtlıklarla karşı karşıya kalırsınız. Bakınız kısa bir alıntı;

… kendilerine kanunla verilen görevlerin yerine getirilmesiyle ilgili olmayan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyemezler; siyasetle uğraşamazlar; siyasi partiler, sendikalar ve derneklerle ortak hareket edemezler.

Peki, mevcut odalar öyle mi? Değil şüphesiz!…

Oysa ki bütün mühendisler çok iyi bilirler ki; neredeyse kuruluşundan bu yana Türkiye’deki odalar, ideolojik kamplaşmaların odağı konumunda olagelmişlerdir.

Mesleki icraatlar konusunda zayıf kalan ve kendini yenileyemeyen mevcut Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) bu nedenle de istenen başarıyı sağlayamamış ve topluma faydalı hale getirilememiştir.

Mühendis-Mimar Odalarının önemi

Odalar, sadece oda yönetimindekilere bırakılmamalıdır. Çünkü odalar, aslında yukarıda zikredildiği gibi kuruluş kanunu gereği bütün mühendisleri kapsar ve bütün mühendislerin faaliyet yapmak için odaya kayıtlı olmaları gerekir. Olması gereken de budur aslında.

Ancak günümüzde odalar, tamamen bu faaliyetin dışında, marjinal bir yapıya bürünmüşlerdir.

İdeolojik kamplaşmaların odağı haline gelen mühendis odaları, halen marjinal grupların kısır kavgalarından kurtulamamıştır.

Bu durum da hem odaların faaliyet alanını daraltmakta hem de oda dışındaki mimar ve mühendislerin odaya olan ilgilerini azaltmaktadır.

Bu nedenledir ki, uzun bir süredir odalara yeni üye kaydı da yok denecek kadar azdır.

Odalara kayıt olanların büyük bir çoğunluğu ise; ya oda seçimlerinden doğru dürüst haber alamıyorlar, ya da haberdar olsalar bile malum nedenlerden dolayı seçimlere katılım sağlamıyorlar.

Seçimlere katılım oranı genelde yüzde 20-25 bandında gerçekleşiyor. Bu da gerçekçi bir seçim olmadığı gibi seçim neticesi tüm mühendisleri temsil etmiyor haliyle.

Bu durumun da en büyük nedenleri arasında mühendislerin hem serbest piyasada hem de bir kamu kuruluşunda çalışırken mühendis odalarına herhangi bir ihtiyaç hissetmemelerinden veya odaya bağımlı herhangi bir faaliyet zorunluluğu istenilmemesinden kaynaklanmaktadır.

Oysa ki; odaya kayıt hem mesleki faaliyetlerinin devamı hem de mühendislerin sosyal haklarının korunması için şarttır.

Belki de mevcut odalar, bu hakka sahip ancak icraya yeterli değillerdir. En azından yaşanan süreç, bu durumu gösteriyor.

1990’lı yıllardan bu yana oda seçimlerini ilgiyle takip etmeye çalışıyorum. Durum şunu gösteriyor: İki yılda bir yapılan oda seçimlerinde, kemikleşmiş marjinal bir grup her seçimde yönetimi ellerinden düşürmemeye çalışıyor ve bunu başarıyor da.

Bu durumun en önemli sebebi de oda seçimlerine katılan mühendislerin büyük bir çoğunluğu, belli bir yaş grubuna veya kuşağa ait olduğundan, haliyle yönetim de o kuşağın isteği doğrultusunda seçilmektedir.

Tabii ki böyle bir durumda seçimler de çok düşük bir katılımla yani ‘kendin çal kendin oyna’ havasında oluyor haliyle.

Özellikle 2000’li yıllardan sonra mezun olan genç mühendislerin seçime pek katılmadığı gözlemlenmektedir.

Bunun en önemli nedeni de; yukarıda izah etmeye çalıştığım seçime katılım ihtiyacı hissetmemelerinden veya odaya henüz üye olmamalarından kaynaklanmaktadır.

Bu kısır döngü nedeniyle de alternatif hiçbir gruba yönetime gelme şansı doğmamaktadır.

Peki, ne yapmalı?

Öncelikle yapılması gereken; ilgili meslek odasının, bütün mühendislerin ortak merkezi olabilmesi için, kayıtlı olmayan her mühendisin odaya kayıt yaptırması ve seçime tam katılımın sağlanması gerekiyor.

Odalara kayıt olabilmelerini sağlamak için ise, mühendislere iş hayatlarındaki faaliyetleri (resmi kurumlardaki mühendisler de dahil) için ilgili meslek odasına kayıt zorunluluğu getirilmelidir.

Bu noktada da en büyük vazife; ilgili Belediyelere ve ilgili Bakanlık ve Genel Müdürlüklere düşmektedir.

Önemli bir durum da; çağın en önemli topluluğunu oluşturan ve adeta toplumun ‘teknik hafızası’ olan mühendislerin faaliyet gösterdiği mühendis-mimar odalarının yeni değişim taleplerine uygun olarak güncellenmesi gerektiği hususudur.

Bunun da mevcut yönetimle değil, çok geniş katılımlı bir platform üzerinden yapılması gerekir. Bu husus seçimlerden de daha önemlidir.

Yine burada küçük bir parantez açıp, 1990’dan sonra belediye yönetimi üzerinde hakimiyeti sağlayan sağ eğilimlerin, farkında olmadan düştüğü hataya dikkat çekmekte fayda vardır:

1990’lardan sonra yönetimde söz sahibi olan sağ eğilimler, meslek odalarının çoğu sol eğilimli yönetimlerde olduğu gerekçesiyle proje onayları, görüş bildirme, kamu faydasına proje üretme gibi aslında odaları da ilgilendiren birçok hususta odalara yeterli düzeyde fırsat tanımamakla büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir.

Çünkü 1990’lardan sonra üniversitelerden mezun olan mühendislerin çoğunluğu muhafazakar görüşlü olup, sağ eğilimli yönetimleri tasvip ediyorlardı.

Yukarıda bahsedilen zorunluluklar olmadığı için, 1990’lardan sonra mezun olan mühendislerin büyük bir çoğunluğu odalara kaydolmamış ve dolayısıyla oda seçimleri üzerinde etkili ve belirleyici olamamışlardır.

Böylece meslek odalarının büyük bir çoğunluğu, marjinal grupların elinden bütün çabalara ve imkanlara rağmen seçim yöntemiyle el değiştirememiş ve dolayısıyla da odalar mevcut girdaptan kurtulamamıştır.

Aslında, uzun vadeli düşünüldüğünde ve odaların gerçek anlamda işlevsel olması istendiğinde, bu hatanın telafi edilmesi mümkündür.

Bu ince ayrıntının sadece seçimlere kısa bir süre kalındığında değil, seçim bitiminde de unutulmaması ve hatırlanması gerekmektedir.

Seçim gözlemi

Her yeni seçim arifesinde az da olsa gazete, radyo ve TV’lere bazı kesimler birlik, grup… vs. adına demeçler veriyor.

Yine o bildik ideolojik kamplaşmalar yani… Belki de bundan dolayı birçok mühendis yine seçimlere katılamıyor ve yine azınlık gruplar, çoğunluk üzerine hesaplaşmaya gidiyor.

Dolayısıyla yine verimsiz ve kısır bir seçim neticesiyle yüz yüze kalınıyor.

Oysa artık herkes biliyor ki, 1960-1980’lerin o ideolojik çıkmaz sokağı yok! Öteden beri birçok ideolojik grubu ayakta tutan dinamikler de…

Dünya, 20’nci asrın ikinci yarısından itibaren, yeniden kabuk değiştirmeye başladı. Globalleşen bir dünya ile karşı karşıyayız.

Buna rağmen bazı kesimler inatla başlarını deve kuşu gibi kuma gömmüş vaziyetteler. Ve ısrarla statükocu tavırlarını bırakmıyorlar. Bu nedenle de bir arpa boyu yol aldıkları yok!…

Netice…

Yapılması gereken; birçok alanda olduğu gibi, her seçim döneminde de bütün mühendislerin seçimlere katılarak, odaların bu kötü kaderini değiştirmeleridir.

Daha katılımcı ve bütün görüşlere açık, toplumun sorunlarıyla ilgilenen profesyonel bir mühendis grubunun oda yönetimine gelmeleri elzem oldu artık.

Çünkü mimar-mühendisler odasının ve dolayısıyla da mühendislerin, teknolojik gelişmelerin arkasında değil, en önünde yer alması gerekiyor.

Mühendislik mesleğinin doğası da bunu gerektiriyor. Bu öncül rolü üstlenmeye layık sivil kurum da mühendis-mimar odaları gibi sivil kurum-kuruluşlardır şüphesiz.

Çünkü geleceğin şekillenmesinde en büyük rol mühendislerindir.

Bunun için de öncelikle yapılması gereken; dinamik, tecrübeli, Türkiye ve dünya gündem ve gerçeğine vakıf, teknolojik gelişmelere açık, fikirler ve ideolojiler üstü bir yönetimin mühendis odalarına gelmesidir.

Lokomotif sağlam olmalı ki, güvenli ve rahat bir şekilde yol alınabilsin.

Yani, hangi görüş, meşrep ve mezhepten olursa olsun, öncelikle mühendisliği ortak payda olarak kabul edip, programını bunun üzerine bina eden bağımsız, adil, namus sahibi, çalışkan, dinamik, aydın, çağdaş… bir ekibe ihtiyaç hissedilmektedir.

Geçmiş dönemlerde olduğu gibi, seçime iki blok halinde (eskilerin tabiriyle sağ-sol…) girilmemelidir.

İki kesimin de durdukları zemin itibariyle söz konusu mühendislerin sivil toplum hareketine ivme kazandıracağı şüphelidir.

Sol gruplar uzun süredir bu tezi ispat etmiş vaziyetteler. Sağ eğilimlilerin ise, geçmiş dönemlerde yaşamış oldukları küçük tecrübeler ve handikaplar dikkate alındığında, benzer hataları tekrar edecekleri ihtimal dahilindedir.

Bu nedenle de deyim yerindeyse, “mühendis gibi bir mühendis” ekibinin odalarda söz sahibi olması her mühendis gibi benim de arzumdur. Umarım seçimlerde bu mutlu tablo ortaya çıkar.

 

Not:

Niyetim bu yazının sonuna şu sıra seçimleri yapılan TMMOB (Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği) bütün şube ve temsilci seçim tarihlerini eklemekti. Lakin böyle bir ilan listesine rastlayamadım. Bu konuda TMMOB de e-mailime cevap vermedi. Umarım hiç olmazsa kendi resmi sitesinde duyuruda bulunur.

Kaynaklar:

*(Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf, İletişim Yayınları)

**(Mühendis Ve Hayat, Yusuf Tosun, Çıra Yayınları)

KAYNAK:

https://www.independentturkish.com/node/128906/türkiyeden-sesler/kendine-ait-bir-–mühendis-odan-var-mı

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.