AKİF’İN İZİNDE AKİFÇE İKİ KİTAP
Paylaş:

 

Yusuf Tosun yeni kitap sezonunda iki Akif çalışmasıyla okuyucularına merhaba dedi. Birincisi Tire yayınlarından Akif’in izinde Yakın Tarihimiz adlı çalışma, ikincisi ise Çıra Yayınlarından Ekim 2017’de yayımlanan Akifçe isimli kitap.

Akif’in İzinde…

İslam Şairi Mehmet Akif Ersoy’un hayatıyla ilgili pek çok eser kaleme alınmış ve alınmaktadır. Hayatının tamamını ele alan eserler olduğu gibi belli bir dönemine, sanat ve edebiyat alanına yoğunlaşan çalışmalar da bulunmaktadır. Kuşkusuz her bir eserin kendine göre bir önemi ve Akif’in anlaşılmasına yönelik bir katkısı söz konusudur. Bununla birlikte Akif’in bütünüyle anlaşılabilmesi, ancak içinde bulunduğu zaman (dönem) ve mekân boyutu çerçevesinde değerlendirilmesine bağlıdır.

Çünkü her insan, yaşadığı toplumun ve zamanın çocuğudur. Yaşadığı toplumun hissiyatına tercüman olmuş ve topluma yön vermiş her önemli şahsiyet için de aynı durum geçerlidir. Çünkü bu kişiler bir yönüyle içinde yaşadıkları zamanın ve toplumun niteliklerini taşırken diğer yönüyle kendi zamanlarına ve toplumlarına seslenirler. Ortaya koydukları eserlerin muhatabı genelde kendi toplumlarıdır.

Akif, dünyanın en uzun ömürlü devletlerinden birinin yıkılmaya yüz tuttuğu son döneminde yaşamıştır. Osmanlı Devleti, ihtişamlı günlerini geride bırakmış, askerî yenilgiler neticesinde sürekli geri çekilme içerisine girmiş, medeniyet denilen canavarın sırtlanlar gibi dört bir koldan saldırısına maruz kalmış, özellikle II. Meşrutiyet’ten sonra savaştan savaşa koşmuştur. Dolayısıyla ağır yenilgilerin bıraktığı derin yaraların acısını Mehmet Akif de herkes gibi tatmıştır. Toplumun içinde bulunduğu sıkıntıları her bir hücresine kadar hissetmiştir.

Bununla birlikte Akif’i anlamayı mümkün kılacak bir başka parametre de İslam’dır. Mehmet Akif’e göre İslam; hayatın anlamı, tutulacak tek doğru yol ve insanı mutluluğa taşıyacak ilkeler bütünüdür. Mehmet Akif’in bütün hayatının, mücadelesinin ve yazdığı şiirlerin ruhunu İslam oluşturmaktadır. Bu sebeple Akif’in neyi niçin yaptığını, neyi nasıl anladığını belirleyebilmek için bu temel parametrenin göz önünde bulundurulması gerekir. Aksi takdirde ne sürgüne gidişi ne yokluklar içerisindeki mücadelesi ne de şiirlerinden fışkıran o ruh anlaşılabilir.

Kısaca Akif, mekân boyutunda Osmanlı’nın içinde bulunduğu koşullarla, zaman boyutunda da İslam’la şekillenmiş bir şahsiyettir. Bu çalışma, bu iki parametre ışığında ortaya konuldu ve Akif’in hayatının her bir dönemi, söz konusu arka plan çerçevesinde değerlendirildi. Bu sebeple Mehmet Akif’in eğitim hayatına dair bilgiler verilirken Osmanlı’nın içinde bulunduğu sıkıntılı koşullara da değinildi, Millî Mücadele’de ifa ettiği görevlerden bahsedilirken zamanın atmosferi de betimlendi veya Mısır’a sürgüne gitmesinden bahsedilirken onu sürgüne zorlayan Tek Parti Türkiye’sinin şartları da resmedildi.

Böylece Akif’in sadece kişisel biyografisiyle yetinilmemiş, bilakis onun şahsında ve onun üzerinden bir dönemin anlatısı da yapılmış oldu. Bu sayede mikro ve makro tarih anlatımlarının sakıncalarından uzaklaşılmış ve ortaya daha bütüncül ve kapsamlı bir hayat hikâyesi konulmuştur.

Bütün tanımlarıyla millet vasfını üzerinde birleştiren örnek bir şahsiyetten bahsetmek kolay değildir. Bu milletin kalbi, ruhu ve vicdanı bir insandan yani… İsmiyle gönüllerde taht kurmuş ama yeterince anlaşılamamış bir dava insanı Mehmet Akif…

Akifçe..

Akif aynı zamanda bir derviş, şair, yazar, mütercim, memur, hoca, vekil, gazeteci, veteriner hekim, imam, alim, aydın, mütefekkir, sanatkâr… kısacası adam gibi adamdır.

Hiç şüphesiz Akif yüzyılımızın en büyük şairlerindendir. Ama onu sadece bir şair-yazar olarak ele almak, sadece İstiklal Marşı ile sınırlı tutmak ona yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Yıllarca onun şahsiyetini, dik duruşunu, dini hassasiyetini, doğruluk ve dürüstlüğünü bu kuşaklardan gizlediler.

Nitekim birlikte çalıştığı iş arkadaşının haksız yere görevinden alınması üzerine derhal memuriyetinden istifa etmiştir. Yine Ankara’nın o çetin soğuğuna rağmen bir paltosu bile olmayan Akif, İstiklal Marşı için ödül olarak verilen 500 lirayı -ki o zaman büyük bir para idi- yetimler ve fakirler yararına faaliyet gösteren bir yurda hibe etmiştir.

Görülüyor ki Akif sadece yazmadı, aynı zamanda yaşadı. O yazdıklarının sadece bir araç olduğunun bilincindeydi. Çünkü bir gönül eridir Akif. Dolayısı ile derdi vardı, deva arayışındaydı. Edebiyatı, şairliği çok iyi biliyordu. Hakkını da vererek yapıyordu. Ama onun için edepsizliğin başladığı yerde edebiyat da bitiyordu. Edebiyat edep demekti en başta. Yine kendi ifadeleriyle; ‘her ne kadar hesabını bilmese de haddini çok iyi biliyordu.’ Nerede duraklayıp, nerede yüksek sesle haykıracağının da çok iyi farkındaydı.

Bugün Akif’in bu ve benzeri yönlerinin yeniden konuşulmasına ve yeni kuşaklara aktarılmasına büyük ihtiyaç vardır.

Ayrıca gençlerin onu hayatlarında rol model olarak benimseyip ‘bir idol’ gibi görmeleri gereken örnek bir kişiliktir.

Bu nedenle Mehmet Akif’in yeniden tanınmaya ve tanımlanmaya ihtiyacı vardır. Bu, Mehmet Akif için değil, bizim için bir ihtiyaçtır.

Akif, tam da böyle bir dönemde, önemli bir çıkış yolu olarak karşımızda durmaktadır. Sonuna kadar kapılarını açmış, mütalaa, mücadele ve de mücahedeye davet etmektedir.

İşte Akifçe Okumak Yazmak Yaşamak kitap çalışmamızı bu perspektifle; ama daha çok Akif’in ‘edebiyat, şiir, sanat’ yönünü irdeleyerek oluşturulmuş bir çalışma.

Akifçe eseri üç bölümden oluşmaktadır:

Akif’in İzinde’ başlığını taşıyan birinci bölümde; Akif’in hayat hikayesiyle birlikte bir dönemin fotoğrafı da ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Özellikle de imparatorluğun en uzun yüzyılı olan 19. Yüzyıla dikkat çekiliyor.

Kitabın ana gövdesini oluşturan ‘Akifçe Edebiyat’ isimli ikinci bölümde; Akif’in edebiyat anlayışı ile birlikte şiiri, şairlik yönü ve poetikası ve bir bütün olarak benliğinin yer aldığı Safahat eseri, Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergicilik serüveni, muallimliği, mektuplaşmaları, düzyazıları ele alınıyor ve nesirlerinden örnekler sunuluyor. Ayrıca bölüm sonunda Akif’in ailesine ve yakın dostlarına yazdığı mektupları ve yakın zamanda ortaya çıkan Elmalılı Hamdi Yazır’ın Akif’e yazdığı bir mektubu yer almaktadır.

Akif’e Dair’ isimli üçüncü ve son bölümde ise; kitabın bütünlüğünü tamamlayan oğlu Emin Akif Ersoy, yakın dostları Süleyman Nazif, Eşref Edip Fergan, Kuşçubaşı Eşref, Mithat Cemal Kuntay, Mahir İz, Hasan Basri Çantay ile Peyami Safa, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Hasan Ali Yücel, Nurettin Topçu, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’un Akif’e dair yazıları yer almaktadır.

Kitabın sonunda ise vefatından kısa bir süre önce Akif ile yapılmış son röportajı bulunmaktadır.

Her iki kitabında hayırlı olması dileklerimizle bol kitaplı günler…

 

 

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.