Paylaş:

Haz ve hızın zirve yaptığı bir dönemde genç olarak yaşamak hiç de kolay değil.

Tüketim çağının tuzağındaki bir gençlikle karşı karşıyayız. İmkanları yanında olumsuzluklarının da çok olduğu kritik bir sınavdan geçiyor bugünün genç insanları. Daha çok dikkat ve titizliğe ihtiyacı var yani.

Sadece gençlik için mi bu durum? Değil şüphesiz! … Çocuklar ve yetişkinler de nasibini alıyor bu gidişattan. En çok da çocuklar! …

Öyle ki; psikologlar hastalarına haberleri izlememe tavsiyesinde bulunuyor artık. O gözümüzde büyüttüğümüz insanların ağzından çok küçük, basit ve dahi şiddet içerikli kelime ve cümleler dökülüyor. Yani bugünlerde büyük insanların küçüklüğüne şahit oluyoruz.

Gün yok ki; bu sözlerin etkisiyle yeni bir hayal kırıklığı yaşamayalım. Bu bir düello mu, yarış mı, münazara mı?… belli değil. Dua ile beddua birbirine karışmış vaziyette. Kardeşlik hukuku mu, kalleşlik oyunu mu bu? Anlaşılan rafine bir plan, uzman eller tarafından profesyonelce uygulanıyor. Gençlik ifsat oldu mu, gerisi kolay diyorlar.

Her taraf kan-revan… Televizyon ve radyo haberlerinin büyük bir çoğunluğu şiddet içerikli ve neredeyse gazete sayfalarının tamamı üçüncü sayfa haberlerinden ibaret. Geriye kalan kısmı ise siyasilerin kavgalarıyla süslü. Köşe yazarları alenen tetikçilik yapıyor. Tek tip, tek bakış kalemler… Nadiren sükûnet telkin eden yazarlar var.

Bu durum karşısında gün geçtikçe insan kendisinden uzaklaşıyor. Kendisinden uzaklaştıkça da vahşileşiyor. İşte Ortadoğu’da kadın, çocuk ve yaşlıların içler acısı manzarası!…  Suriye, Irak, Filistin, Mısır, Yemen, Libya… Hangi birinden bahsetsem?

Bütün bu acıları nasıl izah edebiliriz? Bütün bu olup bitenlerin sorumlusu kim? Gençlik ne durumda?

İnsan insanın kurdu olmuş adeta. Doğrusu bu durum karşısında insanın içi kararıyor ve her geçen gün büyüyen umutsuzluk karşısında sığınacak sakin bir liman arıyor. Acının acıyla bastırıldığı bir dünyadan sükûnet telkin eden başka bir dünyaya geçiş yok mu? Yani insanın, insanın yurdu olduğu bir dünya… Ve o yurtta sulh, huzur, adalet, özgürlük… arıyoruz.

Bu şiddet atmosferi karşısında birçok ailenin televizyonları kapattığını, gazete okumadıklarını ve çocuklarını sosyal medyadan uzak tutmaya çalıştıklarını biliyorum. Peki, çare mi? Şüphesiz değil! Ama bir süreliğine de olsa buna ihtiyaç var. Çünkü kendimize gelmemiz için yine kendimizle baş başa kalmaya ihtiyacımız var. Yani tefekküre(!)… İnsanın melek yönüne dönüş için bu şart.

Bedenimizle birlikte ruhen de uzaklaşılmalı bu atmosferden. Bu yolculuğun en güzel yolu ise kitaplardan geçiyor hiç şüphesiz. Özellikle de gençliğin enerjisini kanalize edecek en güzel yol… Gençliğin imtihanı kitap güzergahından geçiyor. Kanımca kendimizle yüzleşmenin yolu da kitaplardan geçiyor. Ama önce ‘O’ kitaptan. Yani bütün kitapların ‘O’ kitabın anlaşılması için okunan kitaptan. Şu sıra buna şiddetle ihtiyaç hisseder durumdayız.

Nihayetinde doğumla ölüm arasında gidip gelen bir hayatımız var. Gençlik bitip tükenmeyen bir hazine değildir. Gün gelir biter. Hem de ne hızla!… Yol uzun fakat menzilin bize mesafesini bilmiyoruz. Oysa ona ulaşmak an meselesi. Kitap bize bunu hatırlatıyor.

Şu sıra konusu kitap olan kitaplar okuyorum. Kitap kitabı anlatabilir ancak, diyorum kendi kendime. Bundan yüzyılı aşkın süre önce kitap muhibbi bir âlim olan Necip ASIM denemiş bunu. İsmini de ‘KİTAP’ koymuş. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen konusu kitap olan tek kitap olma özelliğini koruyor. Yani konusu kitap olan tek kitap hala Necip Asım’ın ‘Kitap’ adlı kitabı. Kitabın ve yazının tarihiyle birlikte kitapla ilgili falcılıktan, imza ve mühre kadar ne varsa derli toplu bir şekilde okuyucuya sunuluyor. Doğrusu uzun süre bu kitabı aradım lakin bulamadım. Ta ki 2012 yılında Ali Yıldız’ın sadeleştirerek hazırladığı nüshanın Büyüyenay Yayınları tarafından neşredilmesine kadar. Önemli bir kaynak…

Malum siyaset edebiyata, şiire, şaire pek prim vermiyor. Gerçi edebiyatın da pek buna ihtiyacı yok ya! Olsun…. Düşünüyorum da şimdiye kadar devletin tepesindekilerden kaçı şairlerden istifade ediyor, düşüncelerinden faydalanıyor? Böyle bir mekanizma var mı? Yoksa edebiyatçıların, şairlerin düşünce adamı olmadığı kanısı mı var? Ya da şairler mi kendilerini ifade edemiyor? Her neyse!…

Hakkını da yemeyelim. Arada bir de olsa dizelerinden istifade ediliyor. Eksik bırakmayalım: Yıllar önce önemli bir siyasetçinin davet ettiği edebiyat meclisinde bulunmuş ve şaşırmıştım. Çoğu genç kalabalık bir edebiyat topluluğuydu. Hatta edebiyat üzerine güzel de bir sohbette bulunmuştu. O zaman sormuştum kendi kendime bu soruyu: ‘Hayret, siyasetçiler de edebiyatla ilgilenir mi?’ diye. Aradan geçen bunca zaman sonra ancak cevaplayabildim o soruyu: ‘Bazıları ama bazen…’

Her neyse konuyu dağıtmayalım. Demem o ki; içinde bulunduğumuz gündemin sıkıcılığı ve bunaltıcılığından bir çıkış yolu arıyor isek; hemen kendimizi kitapların sıcak atmosferine atmalıyız. Özellikle de edebiyat kitapları. Şiir, deneme, hikâye, roman… Belki sükûneti orada buluruz. Belki gençliğimizin içinde bulunduğu bunalıma hal çaresi olur. Bu durum biraz da bizim tutumumuzla alakalı.

Çünkü; ‘Kitaplar; akıllı kişilerin bahçeleri, faziletli kişilerin ise güzel kokulu çiçekliğidir.’ Yoksa kitaplar tılsımlı bir değnek değildir.

İşte gençlik böylesi haz ve hız tutkunluğunun tavan yaptığı bir dönemde kitapla çetin bir imtihan yaşıyor.

Ne mutlu kitapla imtihanını başarıyla nihayete erdiren gençlere!…

 

Paylaş:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.